Bir arkadaşınız size gelip işinden ayrılmak istediğini ama cesaret edemediğini söylese ne yaparsınız?
Muhtemelen önce onu dinler, ardından seçeneklerini değerlendirmesine yardımcı olursunuz.
“Önce CV'ni güncelle. Piyasayı araştır. Birkaç görüşme yap. Birikimini gözden geçir. Hemen istifa etmek zorunda değilsin.”
Gayet mantıklı, değil mi?
Peki aynı durumda siz olsaydınız?
“Ya yeni bir iş bulamazsam?”
“Ya gittiğim yerde daha mutsuz olursam?”
“Ya bugüne kadar kurduğum düzeni bozarsam?”
Bir arkadaşınıza birkaç dakika içinde sunduğunuz seçenekleri kendi hayatınız için değerlendirmek bazen aylar sürebiliyor.
Neden başkalarının sorunlarına bu kadar sağduyulu yaklaşabilirken kendi hayatımız söz konusu olduğunda aynı netliği gösteremiyoruz?
Psikolojide bu durumu açıklayan bir kavram var: Süleyman Paradoksu (Solomon's Paradox).
Süleyman Paradoksu Nedir?
Kral Süleyman, tarihsel ve dinî anlatılarda bilgeliği ve adil kararlarıyla tanınır.
İnsanlar zor meselelerde onun görüşlerine başvururken, kendi yaşamındaki bazı kararları aynı bilgelikle ilişkilendirilmez.
Başkalarına öğüt vermekte başarılı olmakla kendi hayatında doğru kararlar verebilmek arasındaki bu çelişki, psikolojide bir araştırmaya da adını vermiştir.
Süleyman Paradoksu, insanların başkalarının sorunları hakkında kendi sorunlarına kıyasla daha bilgece akıl yürütebilme eğilimini ifade eder.
Buradaki mesele zekâ veya deneyim eksikliği değildir.
Bazen bir sorunun içinde olmak, onu dışarıdan değerlendirmekten çok daha zordur.
Araştırmalar Ne Söylüyor?
2014 yılında Waterloo Üniversitesi'nden psikolog Igor Grossmann ve çalışma arkadaşları, insanların kendi sorunlarıyla başkalarının sorunlarını değerlendirirken nasıl düşündüklerini araştırdı.
Çalışmada katılımcılardan romantik ilişkilerde yaşanabilecek çatışmaları değerlendirmeleri istendi.
Bazı katılımcılar sorunun kendi ilişkilerinde yaşandığını, diğerleri ise bir arkadaşlarının ilişkisinde yaşandığını hayal etti.
Araştırmacılar katılımcıların bilgece akıl yürütme becerilerini çeşitli ölçütler üzerinden inceledi:
Entelektüel tevazu: Kendi bilgimizin ve bakış açımızın sınırlı olabileceğini kabul etmek.
Farklı bakış açılarını değerlendirmek: Bir durumu yalnızca kendi açımızdan değil, başkalarının gözünden de görebilmek.
Belirsizliği kabul etmek: Her sorunun tek ve kesin bir cevabı olmayabileceğini fark etmek.
Uzlaşma aramak: Farklı ihtiyaçları dikkate alarak çözüm yolları geliştirmek.
Araştırmanın sonuçları, katılımcıların başkalarının yaşadığı sorunları değerlendirirken kendi sorunlarına kıyasla daha bilgece akıl yürütme gösterebildiklerine işaret etti.
Ancak araştırmanın belki de daha ilginç bir bulgusu vardı.
Kendi sorunlarını bir başkasının bakış açısından değerlendirmeleri istendiğinde, katılımcıların muhakemeleri de değişebiliyordu.
Yani mesele yalnızca sorunun kime ait olduğu değil, ona hangi mesafeden baktığımızdı.
Peki, Kendi Hayatımızda Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?
Bir arkadaşınızın kariyer kararı hakkında düşünürken seçenekleri daha rahat görebilirsiniz.
Çünkü o kararın sonuçlarını doğrudan siz yaşamayacaksınız.
Ancak aynı karar sizin hayatınızla ilgiliyse işin içine çok daha fazla şey girer.
Yıllardır verdiğiniz emek, maddi sorumluluklarınız, çevrenizin beklentileri, alıştığınız düzen ve belirsizlik korkusu...
Bunların hepsi son derece gerçek ve dikkate alınması gereken unsurlar.
Fakat bazen bu unsurlara o kadar odaklanırız ki önümüzdeki seçenekleri değerlendirmekte zorlanırız.
Örneğin, yıllardır aynı şirkette çalışan bir profesyonel düşünün.
İşinden artık eskisi kadar memnun değil. Gelişemediğini hissediyor. Farklı bir alanda çalışmayı da merak ediyor.
Aynı durumda olan bir arkadaşına muhtemelen şunu söyleyecektir:
“Önce piyasayı araştır. Başka şirketlerle görüş. Belki farklı bir rol sana daha iyi gelir. Denemeden bilemezsin.”
Ama kendisi söz konusu olduğunda şöyle düşünüyor:
“Bu yaştan sonra yeniden başlamak mantıklı mı?”
“Ya mevcut haklarımı kaybedersem?”
“Ya kimse beni işe almazsa?”
Oysa seçenekleri araştırmak, hemen karar vermek anlamına gelmez.
Bazen kendimize de başkalarına gösterdiğimiz o sağduyuyla yaklaşmamız gerekir.
Süleyman Paradoksu'ndan Nasıl Yararlanabiliriz?
Zor bir kararla karşı karşıyaysanız küçük bir egzersiz deneyebilirsiniz.
Öncelikle sizi düşündüren konuyu bir kâğıda yazın.
Örneğin:
“İşimi değiştirmek istiyorum ama risk almaktan korkuyorum.”
Ardından şu soruyu sorun:
“Çok sevdiğim bir arkadaşım benimle aynı koşullarda olsaydı, ona ne tavsiye ederdim?”
Cevabınızı yazarken yalnızca tek bir çözüm bulmaya çalışmayın.
Arkadaşınıza hangi soruları sorardınız?
Hangi seçenekleri değerlendirmesini önerirdiniz?
Karar vermeden önce hangi bilgileri toplamasını isterdiniz?
Hangi küçük adımları atabileceğini düşünürdünüz?
Sonra yazdıklarınızı okuyun.
Belki de kendiniz için hiç değerlendirmediğiniz bir seçeneği fark edeceksiniz.
Elbette bir arkadaşınıza vereceğiniz tavsiye sizin için otomatik olarak doğru karar değildir. Kendi koşullarınızı, sorumluluklarınızı ve ihtiyaçlarınızı ayrıca değerlendirmeniz gerekir.
Ama bu yöntem, soruna farklı bir açıdan bakabilmek için iyi bir başlangıç olabilir.
Hayatımızı Değiştirmek İçin Her Zaman Büyük Kararlar Vermemiz Gerekmiyor
Kariyerimizde veya özel hayatımızda bir değişiklik istediğimizde bazen önümüzde yalnızca iki seçenek olduğunu düşünürüz.
Ya mevcut hayatımıza devam edeceğiz ya da her şeyi geride bırakıp yeniden başlayacağız.
Oysa çoğu zaman bu iki uç arasında başka seçenekler de vardır.
İşinizden ayrılmadan farklı pozisyonları araştırabilirsiniz.
Yeni bir alana geçmeden önce o alanda çalışan insanlarla konuşabilirsiniz.
Kendi işinizi kurmadan önce fikrinizi küçük ölçekte deneyebilirsiniz.
Hayatınızın bundan sonraki bölümünü düşünürken de tek bir senaryoya bağlı kalmak zorunda değilsiniz.
Belki de ihtiyacınız olan şey hemen bir karar vermek değil, önce hangi seçeneklere sahip olduğunuzu görebilmektir.
Kendinize Bir Soru Sorun
Başkalarına verdiğimiz tavsiyeler her zaman kusursuz olmayabilir.
Ama kendi hayatımıza biraz mesafe koyabildiğimizde, korkularımızın ve alışkanlıklarımızın ötesinde başka ihtimaller olduğunu fark edebiliriz.
Bugün vermekte zorlandığınız bir kararı düşünün.
Ve kendinize sorun:
“Benim yerimde çok sevdiğim bir arkadaşım olsaydı, ona ne söylerdim?”
Belki de bu kez o tavsiyeyi kendinizin duymaya ihtiyacı vardır.
Hayatının Bir Sonraki Bölümünü Tasarla Atölyesi
Hayatınızda bir değişiklik yapmak istiyor ancak nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, 3 Kasım 2026 Salı günü gerçekleştireceğim Hayatının Bir Sonraki Bölümünü Tasarla atölyesinde bir araya gelebiliriz.
90 dakikalık bu çevrim içi atölyede değerlerimizi ve önceliklerimizi gözden geçirecek, geleceğimiz için üç farklı yaşam senaryosu oluşturacak ve bunları küçük adımlarla nasıl deneyebileceğimizi çalışacağız.
Tarih: 3 Kasım 2026, Salı
Saat: 19.00–20.30 (Türkiye saati)
Yer: Online
Kontenjan: 6 kişi
Detaylı bilgi ve kayıt için atölye sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

